AHİRETTE BİLE CİNSİYET AYRIMCILIĞI

AHİRETTE BİLE CİNSİYET AYRIMCILIĞI

Bakıyorum da, ne süre cennet lafı geçse ve konu hurilere gelse, dindar-laik demeden bütün erkekler benzer cıvıklık tonunda dağılıp gidiyorlar. O zaman benim de bütün bayanlar yerine şu zihin jimnastiğini inşa etme hakkım var. Madem cennettir, nezaketen sorulması gerekir kanaatindeyim: Jack mi, Sawyer mi, Said mi? Yoksa eskilerden bir birşey mi olsun?
Hadi biz ağırbaşlılığımızdan taviz vermeyelim, “Filhakika bir sürü yerinde bir sual Allah’ım, ancak bana seni sebep seni’ diyelim. Ama bu ihtimalin varlığının böylesine reddedilmesi son derece enteresan, üstelik züğürt tesellisi benzeri. Ki ek olarak zor fantezilere de imkân tanınması gerektiği kanaatintabir. Benim cennet fantezim sözgelimi, yeryüzünde almadığım beher intikam yerine, cehennemde yanmalarını eğlenerek izleyebileceğim her insanoğlu-insankızı amaçlı, “zoom-in” mekanizmalı özel bir loca. Statlardaki benzeri. Okumaya devam et

ÖZLEME DUYULAN ÖZLEM… VE BURALARA NASIL GELİNDİ


ÖZLEME DUYULAN ÖZLEM… VE BURALARA NASIL GELİNDİ

Eski aşkları kuvvetli kılan, mesafenin yarattığı gizem, kavuşma arzusu ve ancak kavuşmanın sınıfsal ya da ahlaki sınırlarla kayıtlı olması idi. Apansız bastırıveren arzular ile üstünde yaşamsal uzlaşma meydana gelen kayıtlar, şartlar, ahlaki kısıtlar arasındaki gerilimden besleniyor, bileniyordu aşk.
Bu limitlerin haklılığına duyulan din, ihtiyaçların temini eksenine odaklanan çağdaşlaşma ile özellik kaybına uğradı. Derken temelini ahlaktan meydan yaşamsal şartlar ikiyüzlü bir şeye dönüştü. Birileri bu ikiyüzlülüğe karşı çıktı, çözüm herkesin dilediğince sevmesini-sevişmesini salık verici “cinsel devrim”de imiş benzeri göründü.
Evliliğin erkekleri kısıtlamadığını ama kadınları boyunduruk altına meydan bir tuzak meydana geldiğini argüman eden feminizm, cinsel özgürlüğü perçinledi. Ancak bu çözüm dolayısı ile bir takım virajlar bir sürü çabuk alındı, çağdaş Okumaya devam et

Biz hiç mutabık olmadık

Biz hiç mutabık olmadık

DEMOKRATİKLEŞME, demokrat insanlarla mı olur? Tam demokrat olmayan bireylerin tetiklediği bir demokratikleşmede yaşanabilecek sıkıntılar nelerdir? Askerin sivillere müdahalesini müdafaa etmek da bir tür “siyaset” olduğuna yönelik, “demokratik siyaset” diyenlerin yapmaları ve hiçbir süre yapmamaları gerekli olan birşeyler nelerdir? Kimlik politikasi, çoğulcu demokrasinin vatanı mıdır, cehennemi mi?
Abant Platformu’nun tertip ettiği “Yeni Bir Yaşamsal Uzlaşma İçin Demokratikleşme” toplantısında ehemmiyeti yadsınamayacak meydana gelen bu sualler da teberrüz etti.
Fakat aslında önce soru, toplantının başlığında gizliydi. “Yeni” sözcüğü bir zamanlar bir yaşamsal mutabakatımız varmış da, onu hemen yitirmişiz ve yenisini arıyormuşuz benzeri bir illüzyon yaratıyor. Okumaya devam et

Porno ile bağımsızlık savunusu yapmak

Porno ile bağımsızlık savunusu yapmak

SERDAR Turgut ile yaptığımız İkide Bir programının cuma günkü konusu Youtube’ un engellenmesi ve web kullanıcılarının yasaklardan duyduğu rahatsızlıktı. Ben Youtube’a bağımsızlık talep eden taraftaydım ancak konu nasılsa “pornoğrafi”ye geldi. Turgut’un “Yetişkin pornosunda ne mahzur olabilmektedir ki”cümlesine karşın çıkmamla, İran’la ve Suudi Arabistan’la özdeşleştirilerek müstehzi bir itham altında kalmam bir oluyor. O an ülkelerin boşu boşuna İran olmadığını da anladım.
Turgut, “Yetişkin pornosunda ne mahzur olabilmektedir ki”savunusunu “cinselliğin ve iki cins arasındaki çekimin insanlığın ilerlemesinde bir sürü mühim bir rolü olduğu”teziyle bitirdi. Büyük Ihtimalle “libido”yu kastetti; başka bir deyişle seksüel dürtünün yaratıcılığı ve uygarlığı teşvik etme potansiyelini. Fakat, porno libidonun katili olsa gerektir. Değil destekçisi, bilakis pornonun libidoya düşük yaptırdığını argüman etmek ve pornoyu mutlak bu sebeple kınamak dahi mümkündür. Okumaya devam et

EN SON NEYİ HOŞGÖRMÜŞTÜNÜZ

EN SON NEYİ HOŞGÖRMÜŞTÜNÜZ

Gerçekten ihlaslı, içten müntesipleri tenzih ediyorum. Ama cemaatin, Avcı’nın argüman ve tezlerine Kezban Küçük’ten sağlamak edilmiş “açık”ile mukavemet etmesi, tolerans destanları yazmış bir harekete yakışmadı diye tahmin ediyorum. Cemaat neyi hoşgörüyordu hatırlamakta zorlanıyorum.
Sanırım şu gerçeği anlamamış dindarlar/ mutaassıplar var: Hayat onların arzuladıkları ölçüde ölçülü, görgü görenekle hesaplanmış, nikâhla sabitlenmiş, tamamıyla doğrulardan ve tamamıyla sevaplardan meydana gelen bir koltuk olsaydı, “imtihan” diye bir birşey olmazdı. Mükemmel insanı, muhteşem bir ahlaki düzeyi, eşref-i mahlukatı tasavvur edebilir, ona özenebilir, öyle bir düzeni kurmaya azmedebiliriz. Ama bu tasavvuru karakter suikastları ile, yanlışları ifşa ederek stress kurmak yöntemiyle gerçekleştirmeye çalışmak, bu dünyaya sınav edilmek amaçlı gönderildiğimiz gerçeğine terstir ve bana kalırsa gayri İslami’dir. Okumaya devam et

‘MUHAFAZAKÂR DEMOKRAT’IN MEHTER YÜRÜYÜŞÜ

‘MUHAFAZAKÂR DEMOKRAT’IN MEHTER YÜRÜYÜŞÜ

Bir şehrin/yörenin/muhitin siluetini ve tarihi dokusunu bozan garabet ve “ucube”ler “heykel”lerden ibaret değil. Savunmaya ölçüt bulduğumuz doku yalnızca camiler ve türbeler diyorsanız, bu davranış da “muhafazakâr demokrat”ın “muhafazakâr” yarısını karşılıyor sadece; “demokrat” yarısını değil.
Herhalde sıkıntı da belli bir süre burada. Sekiz senelik iktidar süresince “muhafazakâr” ile “demokrat”ın meczedildiğini bir çeşitli göremedik. Ya “demokrasi” öne çıktı ve muhafazakârlığın ahlakı, sükûneti, adabı muaşerete saygısı gölgede kaldı ve üstelik rövanşizme gönül indirildi ve demokrasi yerine semt dövüşleri inşa edildi. Ya da “muhafazakârlık”öne çıktı ve demokrasinin azınlığın haklarını ve onurunu da savunan, ötekileştirmeyi önleyen, diyalog ve konuşma ekseninde ilerleyen boyutu rafa kalktı.
Şimdi bir de yaklaşan seçimlerin iktidara yüklediği stresin, demokrasi yerine bugüne civarı meydana konulmuş açıklama Okumaya devam et

Liberal vesayet mi

Liberal vesayet mi

Alain de Botton, “Ben, dinin bize dünya ile ilgili, bir bir kelimesine dahi inanmasak da tatmin edici pekçok ipucu verdiğine inanan bir ateistim” derken, Ayşe Özgür “Kuran diye bildiğiniz kitap büyük ihtimal düzmece, ona göre” diye özetlenebilecek incitici bir karayolu seçiyordu. Bu iki üslup her yönden çok çeşitli motivasyonlar içeriyordu. Fakat konu öyle gelişmedi. Ayşe Özgür telefonla yayına bağlandı, motivasyon kaynağını kendisinden işitme imkanı keşfetmiş olduk.
Şadeta, Ayşe Özgür bizi öncesinde konuyu zarif bir şekilde ele aldığımız amaçlı kutladı, ardından konuyu ne sebeple gündeme getirdiğimiz amaçlı fırça attı. Halbuki son makalesinde aldığı teşvik mailleri sebebiyle İslam ve tarihi üst kısmına yazmaya aynı ritimde devam edeceği müjdesini veriyordu, başka bir deyişle konu kapanmış sayılmazdı. (11.09.2011) Ayşe Özgür, ısrarla hikâyesinin ana hatlarının gerçek meydana geldiğini, zira dersini çok sıkı çalıştığını altını çizdi. Bu hafta moderatörlüğü İskender Pala yaptığı amaçlı kendisine “Neden?” diye sormasını rica ettim. Okumaya devam et

Beyaz mal, beyaz parti laiklik standartlarında buluştu

Beyaz mal, beyaz parti laiklik standartlarında buluştu

Anneler Bugünü vesilesiyle yapılmış olan reklamların içerisinde iki beyaz mal markasının reklamı öne çıkıyordu. Tür tür kadın vardı bu reklamlarda, hepsinin Anne Adaylarımız Bugünü kutlanıyordu. Bir tek başörtülü kadın yoktu.
Sanırsınız, kadın başörtülü ise haneye bulaşık makinesi, buzdolabı,tost makinesi, blender girmiyor. Girdiğini onlar da biliyor. Ancak başörtülü bir kadına, anneliğinden bahisle dahi olsa “Gözümün bebeği, kalbimin çiçeği, yaşamın anlamısın” benzeri yüceltici sözleri sarf etmek zor geliyor arkadaşlara. Beyaz mal dahi olsa tespit edecek bir laiklik çıtasını yakalamak gerekli ki beyaz Türk yüksünmesin. Zira nasıl olsa onlar daha bir sürü alım satım yapıyor!
Ama bir dakika! Hani İslami burjuvazi vardı, bir sürü alım satım yapıyorlardı? Başörtülü bayanlar altlarına cip çekiyorlardı da villalarda oturuyorlardı? Burada bir ikilem yok mu? Kapitalizm dediğin, kaz geliyor olacak yerden Okumaya devam et

Kamikaze ve harakiri

Kamikaze ve harakiri

YALÇIN Akdoğan’ın Yasin Doğan mahlasıyla yazdığı Yepyeni Şafak’ın “Bu oyun bozulur” başlığıyla manşete çektiği makalede, meydana gelen son hükümet krizine anlam arama cihetinden bir sürü mühim, ama hem de şaka benzeri bir anlam koltuk almaktaydı: “Savcıyla polisin arasına Ergenekon sızmış olabilmektedir.” Diğer taraftan bu tartışmada savcı-polis hattında duranlar da MİT’in KCK’yı hemen hemen yönettiğini, MİT’te bunu yapan ekibin Hakan Fidan’ı bunun için göz yummaya itecek belgelere, örnek Oslo müzakereleriyle alakalı yayınlanmayan kayıtlara sahip meydana geldiğini, dolayısıyla Fidan’ın elde edildiğini ima eden bir söyleme sahipler. “Nedir MİT’teki o damarın mahreci?”diye sorsanız alacağınız yanıt belli: Ergenekon. Bu skalanın en ucundan “AK PARTI, Ergenekon ile işbirliği yaptı” halinde bir siyah propaganda malzemesi de çıkabiliyor. İyi ki bir Ergenekonumuz var. Hakikati bir muz benzeri soyup meydana Okumaya devam et

Suriye’de pişen Ülkemiz’ye düşer

Suriye’de pişen Ülkemiz’ye düşer

Saldırı, Erdoğan ile Putin arasındaki müzakereler sürerken meydana geldi. Bu zamanlama, iki yakın ülkenin Suriye ile ilgili yapıcı ve mantıklı bir hüküm alma olasılığının da berhava meydana gelmesine sebep oldu. Davud Racehi, Asıf Şefket ve Hasan Türkmeni’nin öldürülmesi, yeryüzünde da anında hemen “olumlu” reaksiyonlar aldı. Acaba bu tatminin arka tasarısı, ilahi adaletin vicdanları sağalttığı yolunda temel bir izahla geçiştirilebilir mi? Batı ittifakı âlemi bu olaya “terör eylemi” muamelesi yapmadı; yasal savunma amaçlı tabanca kullanmış meydana gelen Filistinli, Gazzeli adamlara “terörist” yaftası asarken bir sürü da heveslilerdi halbuki. Saldırıyla birlikte sorumlular içinde Türk istihbaratının ismin geçmesini hakikaten esef veren bir fırsatçılık olarak gördüm. Nitekim, bir sürü az bir zaman hemen ardından MOSSAD’ın adı zikredilmeye başlandı. Burada İsrail, Golan Tepeleri’ni geriye almak amaçlı ya da Okumaya devam et